BEBEKLİKTE İLK İLİŞKİ: “Anne Bebek BAĞ-lanması”

BEBEKLİKTE İLK İLİŞKİ: “Anne Bebek BAĞ-lanması”

Her birey doğduğu andan itibaren bir bağlanma sistemi içerisinde dünyaya gelir ve bu sistem, yaşam boyunca çevremizdeki diğer insanlarla bağ kurmamızı sağlar. Bir bebeğin birincil bakım veren figürüne/annesine arzu ettiği yakınlığı kurması ve devam ettirmesi için göstermiş olduğu her türlü davranışını “bağlanma davranışı” olarak tanımlayabiliriz. Bağlanma kuramları, kişinin erken çocukluk döneminde ilgi ve bakımını üstlenen kişiyle kurduğu ilişkinin niteliğinin, yaşamın daha sonraki dönemlerinde onun duygu, düşünce ve davranışlarında ve kurulacak olan ilişkilerinde belirleyici bir işleve sahip olduğunu vurgular ve bağlanma davranışlarının evrimsel açıdan bebeğin kendini tehlikelerden korumayı hedeflediğini öne sürer. Bu yüzden bir bebeğe birincil bakım veren kişilerin önemli bir role sahip olduğu vurgulanır.

 

Bireylerin yaşama ilişkin tutumlarının sağlıklı ve sağlıksız bir şekilde gelişmesinde anne-çocuk arasında bebeklik döneminde oluşan bağlanma şekli önemli bir yere sahiptir.  Çocuk ihtiyaç duyduğunda annesinden gereken desteği ve olumlu geri dönütleri görürse annesinin ulaşılabilir, güvenilir ve destekleyici olduğuna ilişkin bilişsel şemalarını oluşturur. Eğer anne, çocuğun ihtiyaçlarına duyarsız kalır ve olumsuz tepkiler sergilerse çocuk, bağlanma figürünü reddedici, kendisini de sevilmeye ve desteklenmeye değmez biri olarak görür.

 

Annenin nitelikli bakımı çocuğun, yalnız ağız yoluyla beslenmesi, altının temizlenmesi, korunması değildir. Anne ile bebek arasında her ikisini de rahatlatan, haz veren, doyum sağlayan karşılıklı alışveriş söz konusudur. Annenin, bebeğine severek sarılması, ona bakarken gülümsemesi, konuşması, sesi, ninnisi, kokusu, dokunuşu bebeği besleyen olumlu uyaranlardır. Anne ya da anne yerine geçen kişiden aldığı ve sürekliliği olan nitelikli bakım, yakınlık, sıcaklık, sevgi çocukta kendisinin bakılmaya, korunmaya, sevilmeye değer bir varlık olduğu duygusunu geliştirir, yerleştirir. Buna karşılık çocukta, çevresinin bakan, seven, değer veren, koruyan bir çevre olduğu duygusu da oluşur. Böylece, çocukta hem kendisine, hem çevresine karşı gelişen olumlu duygular ileride onun bütün diğer gelişmelerinin birincil dayanağı olan ‘temel güven duygusunu’ oluşturur.

 

Bebeklikte kurulan bağlanma stili çocukluktan ergenliğe kadar olan süreçte devamlı pekiştirilir, ergenliğin sonunda daha sürekli ve değişime karşı daha dirençli hale gelir. Yetişkinlik döneminde ise kişinin kendisi için önemli olan ilişkilerinde kullanılmaya başlanır.

 

Yetişkin ve bebeklerin karşılıklı memnuniyetleri ve işaret sistemlerini öğrenmek için eğilimleri kalıtımsaldır, insanlarda bebek-ebeveyn ilişkisinde davranışsal anlamda birçok benzerlikler vardır. Bunlar sahip olduğumuz kalıtsal eğilimin yansıttığı bağlanma görünümleridir. Bebekler ikinci altı aylarına girdiklerinde bazı davranış değişiklikleri gösterirler. Ağlamak, gülmek annenin ilgisini çekmek için yeterli değildir. Çoğu bebek annesinin ilgisini çekmek için çağırma sesleri çıkarır. Bu yaştaki çocuklar belli bir kişiye, özellikle annelerine yakın durmaktan hoşlanırlar. Çocuk, anne yaklaştığında memnuniyet, uzaklaştığında üzüntü duyar ve hiç kimse annesi kadar onu teselli edemez. Bir başkasının varlığından rahatsız olduklarında annelerine koşarlar. Anneyi yakınında bulma arayışı içine girer, anneden ayrıldığında üzüldüğünü gösterir, anne tekrar geri geldiğinde ferahlama ve hoşlanma belirtisi göstererek anne yakınında olsa bile ona yönelmek isterler. Bu olay bebeklerin gerçekten bağlanmayı öğrendiklerini ortaya koyar.

 

Çocukların bağlanma stillerini üçe ayırarak ele alabiliriz.

  • Güvenli bağlanma
  • Kaygılı/kararsız bağlanma
  • Kaçıngan bağlanma

 

Ebeveyn ile çocuk arasında güvenli bağlanma, çocuğun güvende olduğunu, iyi bakıldığını hissetmesi, ihtiyaçlarına karşı özenli ve duyarlı davranılması sonucu oluşur. Güvenli bağlanma yaşayan çocuklar kendilerini sevilmeye değer görür. Annelerinden ayrıldıklarında sıkıntı yaşarlar ancak anneleriyle tekrar bir araya geldiklerinden kısa bir süre sonra rahatlarlar. Daha sonra yine kendilerine has, annelerinden bağımsız davranışlar sergilemeye devam ederler. Yetişkin olduklarında olumlu benlik algısına sahip, başkalarının onayına daha az gereksinim duyan, uzun süreli ilişkileri sürdürebilen ve özerk kalmayı başarabilen bireyler olurlar.

 

Kaygılı/kararsız bağlanma yaşayan çocukların ebeveynleri, çocuğun ihtiyaçları ile ilgilenme konusunda tutarsız davranışlar sergilemişlerdir. Kaygılı/kararsız bağlanma yaşayan çocuklar, annelerinden ayrılışlarında bir hayli sıkıntı yaşarlar ve annelerinin dönüşüyle hemen bir rahatlama sağlayamazlar, aksine onlara agresif, karşı çıkar tavırlar sergilerler. Yetişkin olduklarında samimiyete ihtiyaç duyarlar. Karşıdaki kişinin onu gerçekten sevip sevmediğini ve kendisinin de sevilecek biri olup olmadığını sık sık sorgular, çoğunlukla güvenlik ve ilgi arayışı içinde olurlar.

 

Kaçıngan bağlanma stiline sahip çocukların ebeveynleri uzak, soğuk ve tepkisizdir. Bu çocuklar, annelerinin ayrılışlarından bir sıkıntı yaşamazlar ve anneleri geri döndüğünde onlardan yakınlık da beklemezler. Yetişkin olduklarında daha bağımsız ve değişken insanlara bağlanmak istemeyen biri olurlar. Yakın ilişkiler ve çok fazla samimiyet onlara boğucu gelir ve bağımsızlığına tehdit olarak algılarlar. Kendisine ayıracak daha çok zamana ihtiyaç duyar ve bağlanmaya karşı koyabilirler.

 

İnsan ilişkilerini hepimiz ilk ilişkilerimizden öğreniriz. Bu nedenle ebeveyn-çocuk arasında güvenli bağın oluşması çocuğun ilerdeki yaşantısında önemli bir yere sahiptir. Ebeveynler çocuklarının güvenliğini ve korunmasını sağlar,  çocuklar da gerekli ihtiyaçları karşılandığı için ebeveynlerine güvenmeyi öğrenirler. Ebeveynler çocukların rahatını sağlar, onlar üzüldüğünde, korktuğunda sakinleşmelerine yardımcı olurlar. Bunun sonucunda da, çocuklar ebeveynleriyle güvenli bir duygusal temele sahip bağ kurarlar. Sonrasında çocuklar, ebeveynlerinin onların güvenliğini sağlayacağını bilerek güven içinde dünyayı keşfederler.

 

Ebeveyn-çocuk bağlanması, duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanacağı  konusunda partnerimize güvenme yeteneğimize zemin hazırlar ve yetişkin romantik ilişkilerimizde rol oynar, eş seçimini ve ona nasıl bağlandığımızı da etkiler. Yetişkin birer birey olduğumuzda bile başkalarına bağlı olmamız sağlıklı ve tüm yaşantımız boyunca devam edecek olan bir süreçtir. İnsanlarla sağlıklı ve güvenilir bağlar kurmamız daha mutlu, verimli ve başarılı bir hayat sürmemiz noktasında önem taşır.